Gece, Uyku, Morfeus ve Styx'in Kharon'u. Medici-Riccardi
sanat galerisi freski, Luca Giordano, Floransa

Rüya, uykunun genel
ve karakteristik özelliklerinden biri olup, uykunun hızlı göz hareketi (REM)
adlı evreleriyle yakından ilişkili bulunan, görsel ve işitsel algı ve
duygulardır. Rüyaların biyolojik içeriği, işleyişi ve maksatları tümüyle
anlaşılmış değildir. Rüyalara “duyusuz algı”nın bir türü veya nesnesiz algı
olarak da bakılabilir. Çeşitli inanışlara ve tahminlere de neden olan rüyalar,
her zaman için ilginç ve yoruma açık bir konu oluşturmuşlardır. Farklı
psikolojiekollerinin, parapsikologların ve deneysel spiritüalistlerin rüyaları
farklı biçimlerde açıklama çabaları olmuştur. Rüyaların işleyişinin açıklanması
bilimsel topluluğun genel kabulüne göre varsayımlar düzeyinden öteye pek
gidememiş olup, rüyalar halen esrarını korumakta olan bir inceleme alanını
oluşturmaktadır. Rüyaların bilimsel incelenmesi oneiroloji adını
alır.

Tarihçe






Yakub’un semavi ilham
kaynaklı olduğuna inanılan rüyası, Ferdinand Bol.




Rüyaların gerek tahminlere konu oluşturması bakımından, gerekse
ilham kaynağı olması bakımından uzun bir geçmişi vardır. Tarih boyunca insanlar
mesaj taşıdıklarına inandıkları rüyalardan anlamlar çıkarmaya çalışmış ve
rüyalar aracılığıyla gelecek hakkında tahminlerde bulunmuşlardır. Rüyalar,
fizyolojik açıdan uyku sırasındaki nöral süreçlere bir tepki ya da yanıt olarak
tanımlanır, psikolojik açıdan bilinçaltının yansımalarıdır, maneviyat açısından
ise en azından bazı rüyalar ya gelecek hakkında ya da başka bir konu hakkında
(uyarı, yardım vs. amaçlı) haber içeren, ilahî âlemden gelen mesajlar olarak
kabul edilmişlerdir. Birçok kültürde ilahî âleme danışmak ya da bir konu
hakkında bilgi edinmek üzere istihare yöntemlerine başvurulduğu
görülür.
Eski kültürlerde


Rüya yorumları konusunun işlendiği görülen eski metinlerden biri
Asurbanipal Ninova’sının büyük kütüphanesine aittir. Bu eser sonradan Arapça’ya
çevrilmiştir.

Eski Yunan mitolojisinde Hypnos’un (uyku) ve Nyx’un (gece) oğlu
Morfeus “düş”leri ifade eder; kendisine uçma ve aynı anda her yerde olabilme
olanağını sağlayan kanatlarını hızla, fakat sessizce çırparken temsil edilir.
Uykudaki insanları bir haşhaş çiçeğiyle okşayarak onların rüya görmesini sağlar.
Ölümlülere sırları açıklama üzere gönderilir. Morfeus uykuda ifşa olan “biçim”i
ifade eder, çünkü arzu ettiği biçmi alabilen bir varlıktır. Geceleyin bir tür
yolcu sayılabilecek uykudaki kişi yeraltı âlemindeki nehirlerden Styx’in veya
Mnemosyne nehrinin (hatırlamayı sağlayan) ya da Lethe nehrinin (unutmaya neden
olan) sularından içebilir ve Hypnos bıraktığında kişi uyanır.Bir başka eski
Yunan geleneğine göre rüya ilahı Oneiros’tur, günümüze diğeri kadar ünlü olarak
gelmemişse de, adı, “rüya” anlamına geldiğinden, rüya terminolojisinde
(oneiromansi, oneiroloji vs.) sıkça kullanılmıştır.

Eski Yunan kültüründe rüya ile ilgilenmiş ünlü isimlerden biri
tıbbın babası olarak anılan İyonyalı hekim Hipokrat’tır (d. M.Ö. 460 - ö. M.Ö.
377). “Uyku hali vasıtasıyla insan vücudundaki hastalıkları önceden
bilme
” ya da “Hipokrat’ın Sağlıkbilgisi Kitabı” adlı çalışması bazı
rüyaların çeşitli hastalıklar ile ilgili olabileceği düşüncesi üzerine
kuruludur. Hipokrat’a göre rüyalar kişinin sağlık durumunu önceden haber verici
nitelikte olabilmekteydiler. Hipokrat ayrıca “rüya anahtarları” denilen sembolik
kalıplarla kodlanmış olduğu düşünülen rüyalardaki verilerin “haberci”
değerleriyle ilgili rüya yorumları üzerinde çalışmıştır. Rüyalar hakkındaki bir
başka çalışma Aristo’nun “Rüyalar” adlı kitabıdır. Antik çağda rüyaların
yorumlanması konusunda en tanınmış isimlerden biri oniromansi uzmanı Efes’li
Artemidorus’tur.






“Şövalyenin Rüyası”,
Antonio de Pereda.




Honorius ve Arcadius döneminde (395–423) yaşayıp, eserler vermiş
olan Romalı dilbilgisi uzmanı ve neoplatonist filozof Ambrosius Theodosius
Macrobius çalışmasında rüyaları şöyle sınıflandırmıştır:



  • İnsomnium: Korku, kaygı gibi manevi hallerle ilgili veya yemek, içmek
    yoluyla vücuda alınan maddelerden kaynaklanan rüyalar.
  • Visum ya da phantasma : Yarı-uyku rüyaları.
  • Oraculum: Kehanete ilişkin rüyalar.
  • Visio: İlahî kaynaklı peygamberane rüyalar.
  • Somnium: Bilmecemsi rüyalar.


Papalığın 590’da rüyaları ilahî ve şeytani olarak ayırt
etmesinden sonra oniromansi yasaklanmıştır. Kimi araştırmacılara göre, bu
ayrımın aşılmasında 12. yy.’daki bir Cistercian keşişi olan Alcher de Clairvaux
tarafından kaleme alınan « Ruh ile Can » (Liber de spiritu et anima) adlı
eser bir dönüm noktası olmuştur. Bu eserde rüyalar Macrobius’un
sınıflandırmasına benzer şekilde şöyle sınıflandırılmıştı:



  • İnsomnium : Hiçbir yararı olmayan alelade rüya.
  • Phantasma: Uykunun ilk evresinde ya da uyku-uyanıklık arasında
    görülen hayali görüntüler ve kabuslar.
  • Oraculum: Tanrı tarafından vazifelilere gönderilen rüya.
  • Visio: Açık peygamberane rüya.
  • Somnium : Yorum gerektiren rüya.

Dinlerde






Yakubun Harran'daki
(Urfa) vizyonunda gördüğü, meleklerin inip çıktığı, ucu gökte olan merdiven,
Michael Willmann




Rüyalardan bazılarının ilahî kökenli oldukları inanışı çok
yaygın bir inanıştır. Orfecilikte ve Pisagor ekolünde insanın semavi âlemle
ilişkisinin ancak uyku sırasında gerçekleşebildiği öğretilmekteydi. Ortaçağ’daki
Yahudi ve Arap yazarlarının eserlerinde de benzer öğretiler görülmektedir.
Haberci (salih) rüyalar konusunu işlemiş İslam bilginlerinden biri İbn-i
Haldun’dur (d. 1332 – ö.1406). Oniromansi alanında Babil kültürünün eski Yunan
kültürüne kıyasla daha ileri bir düzeyde bulunduğu söylenebilir. Sami dillerini
konuşanlar özellikle "peygamberane rüya"yı iyi bilmekteydiler. Ayrıca
Musevilik’te rüyalarla ilgili, hatovat chalom denilen geleneksel bir
uygulama bulunur. (Hatovat chalom adının sözcük anlamı “hayırlı ya da iyi
rüya görme”dir.)

Somnium denilen rüyalar ile visio denilen
vizyonlar (rüyet) Eski Ahit’te ve Yeni Ahit’te önemli bir yer işgal ederler.
Görme organının yardımı olmaksızın oluşan vizyonlarda, gelen tesirlerin kişinin
şuurundaki imajlara bürünerek algı alanında görüntü oluşturması sözkonusudur.
Yeni Ahit’in sonundaki, Yuhanna'nın Vahyi adıyla bilinen kısım, vizyon tarzında
alınan kutsal metinlerin bilinen örneklerinden biridir.

Musevi bilgin Musa ibn Meymun’a (1135-1204) göre, melek
vasıtasıyla olsa da olmasa da ve yol ve araçlardan söz edilse de edilmese de,
peygamberlere tüm ifşa olunanlar onlara vizyon olarak nakledilmiştir. Ona göre
"vahiy" vizyonda içerilmiş haldedir ve peygamber "uyanık şuur hali"ne geçer
geçmez mânâsını sezer. Peygamber olmayan bizler ise uyanınca rüyamızı birine
anlatır ve onun yorumuna gerek duyarız. Uyku ya da trans denilen hal, cismani
duyulardan yalıtılmış olma imkânı sağlamaktadır. İlahi tesirin alınabilmesini
İbn Meymun böyle açıklar.

İslam bilgini İbn-i Haldun’a (1332-1406) göre esas olarak iki
tür rüya vardır. Bunlardan biri ilahî varlığın kuşku götürmez vahyi olan "salih
rüya"lardır; derhal uyanmayı zorunlu kılarlar ve kişide öylesine derin bir iz
bırakırlar ki, kolay kolay unutulamazlar. Diğer gruptakiler ise hatırlanması
için çaba harcanılan ve yorumlanmak ihtiyacındaki olağan rüyalardır. Eski
Ahit’teki Yusuf’un rüyası (Tekvin, Bap-41’de) bu tip rüyalara bir örnek
oluşturur. İbn-i Haldun’a göre aracı melekler vasıtasıyla aktarılanların yorum
gerektirmesine karşılık, doğrudan doğruya gelen "salih rüya"lar yorum
gerektirmeyecek derecede açık olurlar. Muhyiddin İbn Arabi’ye göre de, veliler
bilgilerini, peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan alırlar. İlham,
söz veya yazı (İng. inspirational writing) tarzında dışarı yansıdığında vahiy
(İng. revelation) adını alır.

Hıristiyanlık’ta kutsal kitapları "haberci rüya" örnekleriyle
zengin olmasına karşılık, 6. yy. sonlarından itibaren rüyalara temkinle
yaklaşıldığı ve Batı’da okültistler ve gizli tarikatlerin engizisyondan gizli
olarak yürüttükleri çalışmalar hariç tutulursa, 12. yy.’a kadar rüyalar üzerinde
pek fazla bir çalışma yapılmadığı görülür. Bu tutumun kökeninde başında Papa
Gregory I’in (540–604) bulunduğu papalığın rüyaların bir kısmını şeytani olarak
değerlendirmesi bulunmaktadır. Gregory I, 590 yılında rüyaları üç gruba
ayırmıştır: Yiyecek ve açlıktan kaynaklananlar, şeytan ya da cin (İng. demon)
kökenli olanlar ve ilahî kökenli olanlar.
İslam’da


Rüya Arapça “görmek” demektir. Kuran’da rüya hakkında çok fazla
bilgi verilmez, rüyaya Kuran'da özellikle Yusuf Suresi’nde yer verilir. Rüya
sözcüğü Saffat ve Fetih surelerinde de kullanılır.

İslam peygamberi Muhammed’in rüya hakkında şu hadisleri rivayet
edilir:



  • Buhari'nin kaydettiği bir hadiste ”iyi kimselerin güzel rüyası
    Peygamberliğin 48 parçasından biridir”
    denir.
  • Ebu Hüreyre’nin aktardığı bir hadiste “artık yeryüzünde müjdeleyicilerden
    (mübeşşirat) başka peygamberlikten hiçbir şey kalmadı; müjdeleyiciler güzel
    rüyalardır
    ” denir.
  • Bir başka hadiste de mealen “Peygamberlere ilk önce gelen, kalpleri
    alışıp yatışıncaya kadar, uykularında olur. Bundan sonra vahiy indirilir
    ”
    denir.



İslam peygamberi Muhammed’in ve sahabelerinin gördükleri birçok
rüyanın (prekognitif rüya) gerçekleştiği bilinmektedir. Tasavvufi menkıbelerin
çoğu rüyalara dayanır. Mürşidler rüya yoluyla ölen insanların ahiret durumları
hakkında da bilgi verebilirlerdi.Allah insanların Levh-i Mahfuz'daki durumlarına
muttali olan bir melek grubunu rüya işiyle vazifelendirmiştir. Vazifeli melekler
Levh-i Mahfuz'dan aldıklarını birtakım olay ve hallere sokarak ilgili insanların
rüyalarında kalbine yerleştirirler. Böylece bu rüya o kimse için bir müjde, bir
uyarı ya da bir eleştiri şeklinde haber taşır.

İbn Haldun'un Mukaddime’de belirttiği gibi, tasavvufta genel
olarak rüyalar üç grupta ele alınır:



  • İlahi kaynaklı rüya: Bunlar açık olduğundan yoruma gerek göstermezler. Doğru
    ve görüldüğü gibi çıkan bu rüyalara rüyâ-ı sâliha (salih rüya) da denir.
    Salih rüya son derece az görülür. Salih rüya görmek sadece müminlere özgü
    değildir; müslüman olmayanlar da görebilir. Yusuf Suresi’ndeki Mısır firavununun
    ve iki mahpusun gördüğü rüyalar buna örnek olarak gösterilebilir.
  • Melekten olan rüya: Bunlara rüya-yı sadıka denir. Yoruma muhtaçtır.
    (Sembolizm içerirler)
  • Şeytandan olan rüya: Bu rüyaların aslı faslı yoktur. Kurân’da "edğasü
    ahlam
    (karmakarışık düşler)" (Yusuf, 12/44) olarak geçer. Hiçbir faydaları
    olmadığından yorumlanmaları da gerekmez. (Psikofizyolojik kaynaklı rüyalar)


El Gazali rüyanın mahiyetini mükaşefe ilminin inceliklerinden
biri olarak kabul eder ve her önüne gelene anlatılmasını doğru bulmaz. (Kişi
kendi çözmelidir veya mürşidine anlatabilir). Ölümle malum olan hususlardan
bazıları rüyayla da malum olabilir. İslam peygamberi Muhammed gördüğü rüyaları
anlatır ve sahabenin gördüğü rüyaları da
yorumlardı.


Bilimsel incelemeye konu
olması


Rüyanın nörofizyolojisi





thumb


Rüyalar konusunda rüya nörofizyolojisi psikoloji
varsayımlarından birçok bakımdan ayrılır: Rüya nörofizyolojisi öncelikle rüya
etkinliğinin biyokimyasal, biyolojik ve anatomik düzeyde tanımlayıcı ve işlevsel
incelenmesini amaçlar. Rüya nörofizyolojisinin tanınmış öncülerinden biri Alfred
Maury’dir. (1817-1892)[19] Onun zamanına dek uyku fenomeniyle örtülü durumdaki
rüyanın maddi yapısına hiçbir yaklaşımda bulunulmamıştı. Rüyaların sürekli ve
periyodik olarak özel zamanlarda meydana geldiğini ve uyanmadan önceki iç ve dış
uyaranlarla oluştuğuna ilişkin ilk varsayımı o ortaya atmıştır. Bununla birlikte
rüya nörofizyolojisinin gerçek anlamdaki başlangıcı 1950’li yıllarda
olmuştur.
REM'in keşfi


Göz uçlarında bulunan nöronlar uyku geldiğinde sinyaller
gönderir ve gözkapaklarının ağırlaşmasını denetlerler.[20] 1953’te Eugene
Aserinsky, gözkapakları kapalı olduğu halde uykudaki kişilerin gözkapakları
altındaki gözyuvarlarının hızla oynadığını farketmişti. Bunlar uyku sırasında
gözlemlenen olağan göz hareketlerine birçok bakımdan benzemeyen (alışılmış dalga
hareketi çizmeyen ve yavaş olmayan) hareketlerdi. Böylece REM uykusunu, yani
uykudaki REM evresini keşfeden Aserinsky bir elektrookülogram sayesinde
kaydedilebilen ve rüya evrelerine denk düşen, uykudaki "hızlı göz hareketleri"
(REM) varsayımını ortaya attı. Daha sonra gözyuvarların oynadığı bu dönemlerdeki
beyin dalgalarını saptamak üzere bir tür poligraf (yalan makinesi) aygıtı
kullandı. Deneylerinden birinde deneğin REM döneminde olmadığı halde ağlayıp
inlediğini farketti ki, bu belirtiler deneğin rüya gördüğünü doğrulamaktaydı.
Aserinsky ve asistanı ses getiren bilimsel çalışmalarını 1953’te Science’ta
yayımladılar.
1953 sonrası araştırmaları ve oneiroloji






Bir gece uykusunun
evreleri. Üst sınır uyanıklık sınırıdır.




Rüyaların bilimsel incelenmesi anlamındaki oneiroloji terimi
yazılı kaynaklarda ilk kez 1653 yılında kullanıldı. Bu inceleme alanı özellikle
Nathaniel Kleitman ve Eugene Aserinsky’nin 1950’lerde REM evrelerini
keşfetmeleriyle hız kazandı. Ardından 1959’da Michel Jouvet REM evrelerinde
elektroansefalograma kaydedilen dalgaların uyanık halde olunduğunda kaydedilen
dalgalara benzediğine dikkat çekti ve bu özel evrelere "paradoksal uyku" adını
verdi. Kleitman ve William C. Dement EEG (elektroansefalograf) vasıtasıyla
ölçülen “beynin elektriksel etkinliği”nin sözkonusu olduğu özel uyku halinin,
gözyuvarı hareketleri gibi bazı bakımlardan uyanıklık haline benzediğini ortaya
koydular. Bu özel uyku hali ya da uykunun bu evresi günümüzde REM uykusu adıyla
bilinir. Dement ve Kleitman’ın deneyleri de rüyalar ile REM evresi arasında çok
sıkı bir ilişki olduğunu gösterdi. Keith Hearne ve LaBerge’in birbirlerinden
ayrı olarak sürdürdükleri çalışmaların eşzamanlı olarak lüsid rüyayı doğrular
yönde sonuç vermesi ise rüya türleri üzerine sonraki deney ve ilerlemelere
olanak sağladı. W. Dement REM evresinde uyandırılan deneklerin % 80’inin
rüyalarını hatırlamalarına karşın, uykunun "derin uyku" evresinde uyandırılan
deneklerin sadece % 7’sinin rüyalarını hatırladıklarını saptadı.






Rüya görmenin mutabık kalınmış hiçbir biyolojik tanımı
yoktur. Bununla birlikte gözlemler rüyaların hızlı göz hareketinin oluşmasıyla
yakından ilgili olduğunu ortaya koymakta ve EEG (elektroansefalograf) aygıtı da
bu sıradaki beyin etkinliğinin çoğunlukla, uyanık olunduğu zamankine eş olduğunu
göstermektedir. Hızlı göz hareketlerinin olmadığı sırada deneyimlenen
“hatırlanmayan rüyalar” nispeten daha olağandır. Ortalama olarak insan, ömrünün
yaklaşık 6 yılını rüya görmekle geçirmektedir. (Her gecenin iki saati rüya
görüldüğü kabul edilerek yapılan hesaplamaya göre) Aktif uyku ya da paradoksal
uyku da denen REM evresinde beyin dalgaları gayet aktiftir (EEG'de beta etkinlik
gözlemlenir), kas gerginliği iyice azalır, felce yakın bir kas güçsüzlüğü
görülür; bu güçsüzlük yalnızca gözlerde, solunumdan sorumlu kaslarda ve kan
dolaşımında görülmez.

Rüyaların çoğu yalnızca 5 ile 20 dakika arasında bir süre sürer.
Normal bir gece uykusunda 60-90 dakikada bir başlamak üzere uykusu boyunca 4-5
kez REM dönemi yaşanır; REM evrelerinden her biri ortalama 20-25 dakika sürer.
(İlk REM evresi çok kısadır, ancak birkaç dakika sürer, fakat gece ilerledikçe
sonraki REM evreleri 30 dakikanın üzerine çıkabilir.) Çalışmalar insan gibi
çeşitli kuş ve memeli türlerinin de uykuda REM deneyimi geçirdiklerini ortaya
koymuştur. Örneğin M. Jouvet kediler üzerindeki deneylerde de benzer sonuçlar
saptamıştır. Fransız nörobiyolog Jouvet'ye göre rüya ne uykunun bir parçası ne
de uyanıklığın bir parçası olarak ele alınabilir, bu uykudan da uyanıklıktan da
farklı olan üçüncü bir bilinç halidir. Rüya görmesi engellenen bireylerde
öğrenmenin zorlaştığı ve çeşitli depresif ve psikotik tepkilerin ortaya çıktığı
deneysel olarak gözlemlenmiştir.

Her ne kadar rüyalarla ilgili çeşitli varsayımlar ortaya
atılmışsa da, rüyaların tümüyle beyinle ilgili bir fonksiyon olup olmadığı,
kökenlerinin beynin neresi olduğu, tek bir kökenlerinin mi olduğu, yoksa beynin
çeşitli kısımlarının mı söz konusu olduğu ve zihin ya da bedenle ilgili ne gibi
amaçlara yönelik oldukları bilinmemektedir.
Varsayımlar


Rüyaların işleyişine ve nedenlerine ilişkin çok sayıda varsayım
bulunmaktadır. Bu varsayımlardan bazıları, özetle, şunlardır:



  • Freud'a göre rüyalar insanın uyanık yaşamında arka plana itilmiş, sosyal ve
    etik değerlerle kontrol altında tutulmuş ya da bastırılmış düşünce ve
    duygularının uykuda bilincin rahatlamasıyla görsel açıdan ön plana çıkmasıdır.
    Rüyalar baskı altında tutulmuş dileklerin farklı kılıklardaki gerçekleşmesidir.
    Freud’a göre kötü rüyalar beyne sıkıcı ya da üzüntü verici deneyimlerden
    kaynaklanan heyecanları denetleyebilme olanağı sağlarlar. Freud rüyaların
    birçoğunu oidipus kompleksine dayandırır.
  • Freudçu varsayımı uygulayan psikanalizde rüya, bilinçdışı süreçlerin
    dışavurumudur, yani bilinçdışında mayalanma geçiren arzuların dışavurumudur.
    Klasik psikanalize göre rüya bireyin psişik dengesinin bozulmasına yol açmamak
    için bilinçdışının kendini dışa vurmasına olanak sağlayan bir tür «güvenlik
    sübabı»dır. Bastırılan ve bilince erişmesi önlenen arzu ve dürtüler,
    bastırılmakla ortadan kalkmazlar, aksine sansürden kurtulmak, bilince erişmek,
    yani doyum elde etmek için her fırsatta dışavurum ararlar.
  • Jung Freud gibi rüyaların bilinçdışı ile bilinç arasındaki etkileşimler
    olduğunu ve Freud’un rüyaların çocuklukta ve geçmişte yaşananlardan
    kaynaklandığı görüşünü kabul etmekle beraber, rüyaların "kolektif bilinçdışı"
    denilen üçüncü bir kaynaktan da beslendiğini savunur. Jung’a göre rüyalar
    bilinci uyanık halde tutan tek taraflı davranışların telafisi olabilirler.



  • Dimetiltriptamin
  • Rüyalar beyindeki dimetiltriptaminin (DMT) bir sonucudur. Bu varsayım için
    gereken biyokimyasal işleyiş 1998’de DMT’nin görsel rüya fenomeniyle ilgili
    olabileceğini öne süren tıp araştırmacısı C. Callaway tarafından ortaya
    atılmıştır. Ona göre, beynin periyodik olarak yükselen DMT düzeyleri görsel rüya
    mekanizmasını harekete geçirmekte veya rüyaya ve muhtemelen zihnin diğer doğal
    hallerine neden olmaktadır. REM uykusu sırasında bazı nörotransmitter’larda
    aktarım tümüyle durur ve bunun sonucu olarak da motor nöronlar uyarılmazlar (REM
    atonia)
  • Geceleyin de duyular çeşitli uyaranlarla uyarılmaktadır, fakat zihin,
    uyaranları değerlendirmekte ve uykunun sürmesini sağlamak için uyarıları rüya
    haline dönüştürmektedir. Bununla birlikte zihin uyaranlar bir tehlike arzetmeye
    başladığında ya da bebek ağlaması gibi şartlanmış olduğu uyaranlar karşısında
    uyanacaktır.
  • Rüyalar zihnin baskı altındaki kısımlarının fantezi yoluyla tatmin
    olmasıdır. Bu, ani şoklardan bir korunma yoludur.
  • Hartmann’a göre rüyalar psikoterapi gibi bir işleve sahiptir.
  • Rüyalar ayrışmış imajinasyonun bir ürünüdür.
  • Parapsikolojik yaklaşım: Parapsikologların birçoğuna göre rüyalar tek bir
    nedene bağlanamaz. Bilinçaltı bazı rüyaların nedeni olabilmekle birlikte
    rüyaların tek nedeni değildir. Psikolojik ve fizyolojik nedenlere bağlı rüyalar
    olduğu gibi “telepatik rüyalar” gibi, paranormal fenomenlere ya da psişik
    yeteneklere bağlı rüyalar da mevcuttur.



  • Deneysel spiritüalist yaklaşım: Ruhçu yaklaşım parapsikolojinin genel
    yaklaşımını kabul etmekle birlikte, rüyaların nedenlerini
    parapsikologlarınkinden daha fazla çeşitlendirir. Örneğin bazı rüyaların serbest
    hafıza kaynaklı olup, geçmiş reenkarnasyonlardaki


olaylarla ilgili olabileceğini ileri sürer.